Midyat Devlet Hastanesi Üroloji Uzm. Dr. Ömer Koraş Prostat Kanseri İle İlgili Bilgi Verdi

Midyat Devlet Hastanesi’nde görevli Üroloji Uzmanı Dr. Ömer Koraş, Prostat Kanseri ile ilgili merak edilenler, teşhis ve tedavi konusunda açıklamalarda bulundu.

Midyat Devlet Hastanesi Üroloji Uzm. Dr.  Ömer Koraş Prostat Kanseri İle İlgili Bilgi Verdi

Midyat Hastanenin başarılı hekimlerinden Uzm. Dr. Ömer Koraş, Prostat Kanseri ile ilgili merak edilenler, teşhis ve tedavi hakkında genel bilgiler verdi. Hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenler detaylı anlatılırken, ülkemiz ve dünya genelinde hastalıkla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

 

Koraş’ın açıklamaları şöyle;

 

PROSTAT KANSERİ

Prostat kanseri dünyada en yaygın beşinci, erkeklerde ise ikinci en sık görülen kanserdir. ABD’de ise erkeklerde ikinci sıklıkta görülmektedir. Her yıl kanser tanısı konulan üç erkekten biri prostat kanseridir. Ülkemizde daha az sıklıkla görülmektedir. Erkeklerde kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra ikinci sırayı almaktadır. Prostat, erkek üreme sisteminin bir bölümüdür. Rektumun (kalın barsağın son kısmı) önünde ve mesanenin altında yerleşmiştir. İdrar akımını sağlayan üretra (idrar yolu) tarafından çevrilmiştir. Sağlıklı prostat bezi bir ceviz büyüklüğündedir.Erkek hormonları (androjenler) prostatın büyümesini sağlar. Testisler testosteron dahil olmak üzere erkek hormonlarının esas üretim yeridir. Böbrek üstü bezi (adrenal bez) az miktarda testosteron üretir. Prostat aşırı büyüdüğü zaman üretraya baskı yaparak idrarın mesaneden penise akımını yavaşlatır ya da durdurur.

Risk Faktörleri

Prostat karsinomunun etyolojisi konusunda çok sayıda çalışma yapılmakla birlikte halen kesin nedeni bilinmemektedir. Hem genetik hem de çevresel faktörlerin hastalığın gelişmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. Bulaşıcı değildir, insandan insana geçmez. Araştırmalar prostat kanseri gelişme riskini artıran bazı faktörler olduğunu göstermiştir.

Yaş: Prostat kanserinin en önemli risk faktörüdür. Tüm vakaların sadece %2’si 50 yaşın altındadır. Tanıda ortalama yaş 68’dir. Yaşlandıkça risk artar. ABD’de 65 yaş ve üzerinde görülmektedir. Elli yaşındaki bir erkeğin hayatı boyunca histolojik olarak saptanabilen prostat karsinomu geliştirme riski %42, klinik hastalık geliştirme riski %9,5 ve prostat karsinomundan ölüm riski %2,9’dur.

Aile öyküsü: Prostat karsinomunda genetik ilişkinin %5-10 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan çalışmalarda görülmüş ki, eğer bir erkeğin kardeşi veya babasında prostat karsinomu varsa  onun hastalığı geliştirme riski 2-3 katıdır.

Irk: Afrikalı Amerikalılarda beyazlardan daha yaygındır.

Hormon:Prostat dokusunun farklılaşması ve büyümesi androjen kontrolü altında olduğundan dolayı  prostat karsinomu gelişmesinde hormonal faktörler önemli yer tutar ve ‘yeterli kadar yaşadığı zaman tüm erkekler  dolaşan androjenleri sayesinde mikroskopik prostat  kanseri geliştirirler’ saptanması dramatik gerçekler ortaya koymuştur.

Vasektomi:Vasektomi ile prostat kanseri arasındaki ilişkiyi gösteren net bir bulgu tam olarak gösterilememiştir.

Diyet: Hayvansal yağdan zengin ve et içeren gıdalarla beslenmenin bazı çalışmalarda prostat kanser riskini artırdığı gösterilmiştir. Japonya’da prostat kanserinin düşük oranlarda izlenmesinin  nedeni soya ürünlerinin çok tüketilmesi olarak düşünülmektedir.

Enfeksiyon:İnflamasyon ile karsinogenezis arasındaki yakın ilişki nedeni ile epidemiyolojik açıdan kronik inflamasyon ile prostat kanseri ilişkisi net olarak kanıtlanmamış olsa da prostatit ile prostat kanseri gelişimi arasındaki muhtemel ilişki göz ardı edilmemelidir.

Belirtiler

Prostat kanserinin hiçbir belirtisi olmayacağı gibi hastalar; idrar yapma ile ilgili problemler, ereksiyon zorluğu, semende veya idrarda kan ve sırt, bel, kalça ve uyluk ağrıları ile başvurabilirler. İdrar yapma ile ilgili problemler; idrar yapamama, idrar yapmaya başlama ya da durdurmada zorlanma, sık sık idrara çıkma, geceleri idrara çıkma, idrar akımında zayıflama, kesik kesik zorlanarak idrar yapma, ağrılı idrar yapma şeklinde olabilir. Bu belirtiler kanser dışı nedenlere (prostat büyümesi, enfeksiyon gibi) de bağlı olabilir. Bu belirtiler bulunduğunda bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir.

Tanı

Prostat kanserinin belirtileri ortaya çıkmadan erken tanısı için bazı tarama yöntemleri kullanılır. Bu tarama yöntemlerinin 50 yaşından sonra tüm erkeklere yılda bir uygulanması önerilmektedir:

Prostatın parmakla muayenesi: Doktor vazelinle kayganlaştırarak eldivenli parmağı ile makattan prostatı muayene eder. Prostat sert ve nodüler alanlar açısından taranır.

Kanda prostat spesifik antijen (PSA) testi: Hastanın kan örneğinde laboratuvarda PSA bakılır. PSA prostat kanseri dışında bazı hastalıklarda da yükselebilir (prostatın iltihabı ya da iyi huylu büyümesi gibi). Kanseri düşündüren herhangi bir belirti olduğunda doktor bunun kansere mi yoksa başka bir nedene mi ait olduğunu anlamaya çalışır. Bunun için detaylı bir sorgulama ve aile öyküsü alınmasının ardından prostatın parmakla muayenesi, kanda PSA bakılması, idrar tahlili gibi tetkikler yapılır. Bunların dışında aşağıdaki tetkikler de istenebilir:

Transrektal ultrason: Hastanın rektumuna bir ultrason probu konularak prostat bezindeki anormal bölgeler görüntülenir.

Sistoskopi: İnce ve ışıklı bir tüp yardımıyla üretra ve mesane görülebilir.

Transrektal biyopsi: Rektum yoluyla prostata bir iğne yerleştirilerek doku örneği alınır. Patolog mikroskop altında dokuda kanser hücrelerinin varlığını araştırır. Prostat kanserinin kesin tanısı biyopsiyle konulur.

Fizik muayene ve yapılan testler sonucu kanser bulunamazsa doktor büyümüş prostatın yarattığı belirtileri azaltmak için bazı ilaçlar önerebilir. Cerrahi yolla da prostata ait belirtiler ortadan kaldırılabilir. Bu vakalarda genellikle halk arasında kapalı ameliyat olarak bilinen transüretral prostat rezeksiyonu (TUR veya TURP) yapılır. Kanser bulunursa patolog tarafında tümörün greydi (yani normal prostat dokusundan ne kadar farklılaştığı) rapor edilir. Yüksek greydli tümörler düşük greydli tümörlerden daha hızlı büyür ve yayılırlar. Bir greydleme sisteminde G1’den G4’ e kadar kanser greydlenir. Bir başka greydleme sistemi ise Gleason skorudur. Gleason skorunda patolog kanser alanlarının her birine 1-5 arasında puan verir ve en sık iki puan toplanarak skor hesaplanır. Gleason skoru 2-10 arasında değişir.

Evreleme

Tedavinin planlanması için doktor hastalığın yayılım durumunu yani evresini bilmek zorundadır. Evreleme; tümörün boyutuna, tümörün prostat dışına yayılıp yayılmadığına ve uzak yayılımına göre yapılır. Kanserin yayılımı kan testleri ve bazı görüntüleme yöntemleri ile saptanır.

Kemik Sintigrafisi: Damar yoluyla enjekte edilen az miktarda radyoaktif madde kan dolaşımı yoluyla kemiklere ulaşır. Bir makine kemiklerde depolanan radyasyon miktarını ölçer ve bir film haline getirir. Bu resimde kanserin kemiklerdeki yayılımı görülür.

Bilgisayarlı Tomografi: Bir x-ray makinesi ve bilgisayar yardımıyla vücudun iç organları görüntülenir. Daha çok karın bölgesini görüntülemede kullanılır.

Magnetik Rezonans Görüntüleme: Güçlü magnetik dalgalar yayan bir makine ve bilgisayar tarafından vücudun iç organları görüntülenir.

Prostat kanserinin evreleri aşağıda özetlenmiştir:

Evre I: Kanser rektumun parmakla muayenesiyle hissedilmez. Daha çok tesadüfen, genelde prostat büyümesi nedeniyle yapılan cerrahi müdahale sayesinde ortaya çıkar. Kanser sadece prostattadır.

Evre II: Kanser biraz daha ilerlemiştir ancak hala prostat dışına yayılım yoktur.

Evre III: Kanser prostat dışına yayılmıştır. Belki seminal veziküllere yayılmış olabilir ancak lenf nodlarına yayılım yoktur.

Evre IV: Kanser yakın kas dokulara ve organlara, lenf nodlarına, vücudun diğer bölümlerine yayılmış olabilir.

Tedavi

Prostat kanserli hastaların çoğu tedavileri konusunda karar vermede aktif rol almak istemektedirler. Hastalıklarının ve diğer tedavi seçeneklerinin ne olduğunu bilmek istemektedirler. Bununla birlikte tanıdan sonraki şok ve stres istedikleri her şeyi doktorlarına danışmalarını zorlaştırmaktadır. Muayene öncesi hastaların sormak istediklerini liste haline getirmesi, muayene esnasında doktorun söylediklerini hastanın kaydetmesi bu sorunu çözmede yardımcı olur. Bazı hastalar bir aile üyesi ya da arkadaşın yanlarında bulunmasını, kararda aktif rol almasını, notlar almasını veya doktoru dinlemesini isteyebilirler. Doktorlar hastayı prostat kanseriyle ilgilenen bir uzmana sevk edebilirler. Prostat kanseri tedavisiyle uğraşan uzmanlar; ürologlar, medikal onkologlar ve radyasyon onkologlarıdır. Prostat kanserli hastaların çeşitli tedavi seçenekleri vardır bunlar; cerrahi, radyoterapi ve hormon tedavisidir. Kanser tedavisi lokal ya da sistemik olabilir.

Lokal tedavi: Cerrahi ve radyoterapi lokal tedavilerdir. Prostattaki kanseri yok etmek amaçlanır. Kanser vücudun diğer bölgelerine yayıldığında lokal tedavi özel bölgelerdeki hastalığı kontrol etmede kullanılır.

 Sistemik tedavi: Hormon tedavisi sistemik bir tedavidir, hastalığın yayılmasını önler.

Tedavi tümörün evresine, hastanın belirtilerine ve genel sağlık durumuna gore değişir. Yan etkiler tedavinin tipine ve süresine bağlıdır. Hastalar tedavi planını ve yan etkileri konusunda bilgilendirilmelidir. Ayrıca hastalar tedavi esnasında hastanede ne kadar kalacaklarını, ne zaman normal aktivitelerine döneceklerini, karşılaşacakları seksüel ve üriner problemleri sorabilirler.

Cerrahi: Cerrahi erken dönem prostat kanserinin en yaygın tedavisidir. Doktor prostatın tamamını veya bir bölümünü alabilir. Bazı vakalarda doktor sinir koruyucu yöntemle ameliyatı tercih edebilir. Bu tip cerrahide ereksiyonu sağlayan sinirler korunabilir. Sinirlere çok yakın büyük bir tümör varsa bu yöntem uygun değildir. Her bir cerrahi yöntemin kendine özgü yarar ve riskleri vardır.

Cerrahi sonrası iyileşme her hastada yapılan cerrahi tekniğin türüne göre farklı zaman alır. İlk birkaç gün ağrı nedeniyle hastanın ağrı kesici ilaç ihtiyacı olabilir. Cerrahi sonrası üretranın iyileşmesi zaman alır. Mesaneden üretraya idrar akımını sağlamak için bir idrar sondası takılır. Sonda 5 gün ile 3 hafta arasında kalır. Cerrahiden sonra ilk birkaç hafta idrar kaçırma problemi olabilir ancak mesane kontrolü daha sonra tekrar kazanılır. Bazı hastalarda kalıcı impotans (iktidarsızlık) olabilir ve bazı ilaçlarla tedavi gerekebilir. Prostat alındığı için semen üretilemez ve hasta çocuk sahibi olamaz. Hastalar cerrahi öncesi hangi tip yöntemin kendileri için uygun olacağını ve yan etkilerini sorabilirler.

Radyasyon tedavisi: Radyoterapi olarak da adlandırılır, lokal bir tedavidir. Tedavi edilen alandaki kanser hücrelerini yüksek enerjili ışınlarla öldürmek amaçlanır. Prostat kanserinde erken evrelerde radyoterapi cerrahinin yerine uygulanabilir. Ayrıca cerrahi sonrası bölgede kalan tümör hücrelerini öldürmek amacıyla da uygulanabilir. İleri evrelerde radyoterapi ağrıyı hafifletmede yardımcı olur.

Radyoterapi sırasında halsizlik, yorgunluk olabilir. Dinlenmek önemlidir ancak doktorlar hastalara olabilecekleri kadar aktif olmalarını önerirler. Eksternal radyoterapi alanlarda ishal, sık idrara çıkma, idrar yaparken rahatsızlık, ciltte kızarıklık veya kuruma olabilir. İnternal radyoterapinin yan etkileri daha azdır, geçici idrar kaçırma olabilir. Radyoterapi öncesi hastalar neden bu tedaviye ihtiyaç duyduklarını, tedavinin etki ve yan etkilerini, tedavi esnasında nelere dikkat edeceklerini ve normal aktivitelerine ne zaman döneceklerini bilmek istemektedirler.

Hormon Tedavisi: Prostat kanseri hücreleri gelişmek ve çoğalmak için erkek hormonlarına yani androjenlere ihtiyaç duyar. Hormon tedavisiyle tümör hücreleri androjenden mahrum kalır. Testisler en önemli erkeklik hormonu olan testosteronun esas üretim yeridir. Böbrek üstü bezleri de az miktarda testosteron üretir. Hormon tedavisi ilaçlar ve cerrahi tedaviyi kapsar.

1. İlaçlar:

Luteinleştirici hormon salgılatıcı hormon (LHRH) agonistleri: Bu ilaçlar testislerden testosteron yapımını engellerler (Leuprolid ve Goserelin).

Antiandrojenler: Erkeklik hormonlarının etkilerini bloke ederler (Flutamid, Bikalutamid, Nilutamid).

2. Cerrahi:

 Testislerin cerrahiyle alınmasına orşiektomi denir. Orşiektomi veya LHRH agonistleri tedavisi sonrası vücutta testislerden testosteron üretimi olmaz. Bununla birlikte böbrek üstü bezi az miktarda androjen üretimine devam eder. Kalan androjen etkisini engellemek için antiandrojen ilaç almak gerekebilir. Bu tedavilerin kombinasyonuna total androjen blokajı denir. Çalışmalarda total androjen blokajının tek başına cerrahi veya LHRH analoğu kullanmaktan daha etkili olduğu gösterilmiştir. Doktorlar prostat kanserinin yayılımını hormon tedavisi ile önlerler. Kanser sıklıkla tedavi sonrası ilk birkaç yıl görülmez. Ancak zamanla prostat kanseri tekrarlayabilir. O zaman diğer tedavi seçenekleri gündeme gelir. Hormon tedavisi yaşam kalitesini etkileyebilir. En sık karşılaşılan yan etkiler; impotans, sıcak basmaları, cinsel isteksizlik ve kemik kuvvetinde azalmadır. LHRH agonisti bu belirtileri ilk zamanlarda kısa süre için artırabilir. Antiandrojenler; bulantı, kusma, ishal, meme dokusunda büyüme ve gerginlik yapabilir. Nadiren karaciğer fonksiyonlarında bozulma olabilir. Ketokanazol uzun süre kullanıldığında karaciğer fonksiyonlarını bozabilir, aminoglutetimid cilt döküntülerine yol açabilir.

Tedavisiz takip: Yaşlı ve ek sağlık sorunları olan prostat kanserli hastalarda tedavisiz yakın takip önerilebilir.

Tedavi sonrası izlem:

Tedavi sonrası vücutta kalan saptanamayan kanser hücreleri bir süre sonra kanserin tekrar ortaya çıkmasına yol açabilir. Hastalar düzenli olarak takip edilmelidir. Kontrollerde; fizik muayene, rektal muayene, laboratuvar testleri, röntgen ve biyopsi yapılabilir. Bazı gıdaların (domates gibi), ilaçların (finasterid gibi), bazı mineraller ve vitaminlerin (selenyum ve E vitamin gibi) prostat kanserini önleyebileceğine dair araştırmalar sürmektedir.

 

Kaynak : www.AjansMidyat.com

Güncelleme Tarihi: 00 0000, 00:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER