Uluslar arası Doğu Türkistan STK'lar Birliği öncülüğünde birçok sivil toplum kuruluşunun desteğiyle Zeytinburnu Kazlıçeşme Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen program, Ömer Mahsum'un Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı.

Abdureşit Abdulhamit
Programda bir konuşma yapan Dünya Uygur Kurultayı Başkan Yardımcısı Abdureşit Abdulhamit, "Gulca'da yaşananlar, sıradan bir güvenlik olayı ya da geçici bir toplumsal gerilim değildi. Gulca, barışçıl sivil taleplerin, ağır silahlı devlet gücüyle bastırıldığı, insanların öldürüldüğü, toplu şekilde tutuklandığı ve yüzlercesinin zorla kaybedildiği bir devlet terörü örneğiydi." dedi.
1990’lı yılların başından itibaren Çin yönetiminin Uygur halkının diline, inancına, kültürel kurumlarına ve toplumsal yaşamına yönelik baskıları sistematik olarak artırdığını hatırlatan Abdulhamit, "Bu sürecin en somut örneklerinden biri, Uygur toplumunun geleneksel kültürel meclisleri olan Uygur meşrepleridir. Meşrepler; toplumsal dayanışmayı güçlendiren, ahlaki değerleri koruyan, alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığı gibi sosyal sorunlara karşı önleyici ve iyileştirici işlevi olan kültürel yapılardır. Çin Komünist Partisi, bu yapıları 1994 yılında resmen tanımış olmasına rağmen, herhangi bir hukuki gerekçe göstermeksizin kısa süre sonra yeniden yasadışı ilan etmiştir. Bu karar, yalnızca bir kültürel faaliyetin değil, Uygur toplumunun kendi kimliğiyle var olma hakkının hedef alınması anlamına gelmekteydi." diye konuştu.

"Barışçıl gösteriler kanlı bir şekilde bastırıldı"
Uygur toplumuna karşı yapılan basılar neticesinde biriken rahatsızlığın 1997 yılının şubat ayında, Ramazan dolayısıyla yaşanan bir olayla kritik bir noktaya ulaştığını belirten Abdulhamit, "4 Şubat 1997'de, Kadir Gecesi münasebetiyle bir araya gelerek ibadet eden Uygur kadınlarının tutuklanması, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu tutuklamalar, halk tarafından yalnızca bireylere yönelik değil, inanç özgürlüğüne yönelik açık bir müdahale olarak algılanmıştır. Ertesi gün, 5 Şubat 1997'de, tutuklanan kadınların serbest bırakılmasını talep eden halk barışçıl bir şekilde sokaklara çıkmıştır. Ancak bu barışçıl gösterilere güvenlik güçlerinin cevabı diyalog ya da hukuk olmamış, kalabalığın üzerine rastgele ateş açılmasıyla kanlı bir şekilde bastırılması olmuştur. Çok sayıda insan hayatını kaybetmiş, binlerce kişi tutuklanmış, yüzlercesi ise zorla kaybedilmiştir. Bugün dahi birçok ailenin kayıplarının akıbeti bilinmemektedir." şeklinde konuştu.
"Uygulanan politikaların hedefi inanç ve kültürü yok etmektir"
Gulca Katliamı'nın ardından yaşanan şiddet ve baskıların sistematik hale getirildiğini aktaran Abdulhamit, "Yöntemler değişmiş olabilir ancak hedef aynıdır. Uygur halkının kimliğini, inancını ve tarihsel hafızasını ortadan kaldırmaktır. Bugün bu değerlendirme yalnızca Doğu Türkistanlı mağdurların değil, Birleşmiş Milletler mekanizmalarının, bağımsız hukukçuların ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının da ortak kanaatidir. Doğu Türkistan'da yürütülen politikalar, Roma Statüsü'nün 7'nci maddesinde tanımlanan 'insanlığa karşı suçlar' kapsamındadır. Keyfi ve kitlesel tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence, zorla çalıştırma, ailelerin sistematik biçimde parçalanması ve özellikle bir halkın dilinin, dininin, kültürünün ve tarihsel hafızasının hedef alınması, bu suçların açık göstergeleridir." dedi.

İslam âlemine Doğu Türkistan meselesine daha fazla sahip çıkılması çağrısı
Doğu Türkistan'da yaşanan zulümlere ilişkin İslam dünyasına çağrıda bulunan Abdulhamit, son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Doğu Türkistan meselesi yalnızca bir insan hakları sorunu değil, aynı zamanda tarihi, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. Sessizlik tarafsızlık değildir. Özellikle Türk ve İslam devletlerinin sessiz kalması, Çin’in zulmü sürdürmesine alan açmış durumdadır. Bunun acilen düzeltilmesi gerekmektedir. Bu vesileyle, Uygur halkının sıkıntılarını bilen, hakikatin ve hukukun yanında yer alan Türkiye'ye ve yetkili kurumlarına, Doğu Türkistan meselesinde bugüne kadar gösterdikleri duyarlılık, hassasiyet ve ilgiyi bundan sonra da güçlü bir biçimde sergileyeceğine olan inancımı paylaşarak teşekkür etmek isterim. Bu tutum, yalnızca Uygur halkı için değil, uluslararası hak hukuk mücadelesi açısından da son derece kıymetlidir."

Alimcan Buğda
29 yıl önce Doğu Türkistan halkının işgale karşı sokaklara dökülerek Allah'u Ekber nidalarıyla yürüdüğünü söyleyen Doğu Türkistan Ulemalar Birliği Başkanı Doç. Dr. Alimcan Buğda, bu olayın özgürlük mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

Abdulahat Abdurahman
Geçmişte yaşanan katliamlardan ders çıkarılması ve unutulmadan yâd edilmesi gerektiğini belirten Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Abdulahat Abdurahman, Doğu Türkistan davasının devam etmesi için tarihte yaşananların sonraki nesillere, gençlere aktarılması gerektiğini söyledi.

Halis Özdemir
Programda bir konuşma yapan Gazeteci Yazar Halis Özdemir, "Tarihte katliamını unutan milletler yok olmaya mahkûmdur. Dünyanın son yüzyılda en büyük katliam ve zulmüne uğrayan aziz Doğu Türkistanlı kardeşlerim, yüreklerinde hem bu zulmü taze bir şekilde taşıyacaklar hem tarihe emanet edecekler hem bundan ibret alacaklar ve geçmişte yaşadıkları zulümler geleceklerine ışık olacak. Bunun olabilmesi milli şuurla mümkündür." dedi. (İLKHA)




