Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, çocukları dijital dünyanın zararlı etkilerinden korumaya yönelik çalışmalarında sona geldi. Bu kapsamda hazırlanan Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı (2026-2030) konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi Resmi Gazete’de yayımlandı.
Dijital dönüşüm sürecinin çocuklar üzerindeki etkilerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasının hedeflendiği eylem planı, koruyucu ve destekleyici politika ve uygulamaları güçlendirmeyi amaçlıyor.
Batman'da İLKHA mikrofonuna konuşan bilişim uzmanı Metin Özer, çocuklara yönelik yaş düzenlemeleri ve sosyal medya kullanımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Düzenleme faydalı ama gerçekçi değil"
Özer, çocuklara yönelik 15 yaş düzenlemesi ve sosyal medyaya getirilen yaş sınırlamasının önemli bir adım olduğunu ancak uygulamada sorunlar barındırdığını belirterek şunları söyledi:
"Çocuklara yönelik 15 yaş düzenlemesi ve sosyal medyaya gelen yaş sınırlaması, oldukça faydalı bir yasa tasarısı olmakla birlikte çok da gerçekçi görünmemektedir. Bunun nedenlerini ele almak gerekir. Öncelikle işin sıkıntılarından, problemlerinden ve bu düzenlemenin neden gerekli olduğundan bahsedelim."
"Sosyal medya çocuklarda kimlik ve kişilik sorunlarına yol açıyor"
Çocukların erken yaşta sosyal medya ile tanışmasının ciddi riskler barındırdığına dikkat çeken Özer, "18 yaşından, hatta 15 yaşından küçük çocuklarımızın sosyal medyada vakit geçirmesi oldukça risklidir. Bunun sonucunda çocuklarda kimlik kaybı, kişilik problemleri ve bağımlılıklar ortaya çıkabilmekte, ayrıca onları topluma kazandırma sürecinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Çünkü bu çocuklar küçük yaşlardan itibaren telefonlar ve sosyal medya platformlarında (Instagram, Twitter/X, Facebook gibi) vakit geçirerek aslında olmadıkları bir karaktere bürünmektedirler." dedi.
"Toplumdan ve gerçeklikten uzak bir nesil yetişiyor"
Sosyal medyanın yanlış kullanımının toplumsal sorunları da beraberinde getirdiğini belirten Özer, ailelerin bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı:
"Toplumdan ve gerçeklikten uzak, zaman zaman yurt dışı etkilerinin ve farklı insanların yönlendirmelerinin etkisiyle olması gereken karakterin dışına çıkmakta ve bu şekilde yetişmektedirler. Her ne kadar aileler bu konuda daha gevşek davranabilse de, işin gerçek boyutu budur. Günümüzde toplumda karşılaştığımız birçok sıkıntının, problemin ve gayriahlaki durumun en büyük sebeplerinden biri de sosyal medyanın doğru kullanılmaması ve çok erken yaşlarda kullanılmaya başlanmasıdır."
"Yaş sınırı var ama denetim yok"
Mevcut yaş sınırlarının pratikte yeterince uygulanmadığını dile getiren Özer, yaptırım ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, "Hükümetin 15 yaş sınırı oldukça değerli ve kıymetlidir; ancak bu sınırın nasıl denetleneceği önemli bir sorudur. Halihazırda birçok platformda 18 yaş sınırı bulunmasına rağmen, 12-13 yaşındaki çocuklar yaşlarını daha büyük göstererek bu platformlara kolayca erişebilmektedir. Bu nedenle ya caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı ya da buna yönelik ek önlemler alınmalıdır. Aksi halde, güzel bir proje olsa bile çok fazla fayda sağlayacağını düşünmek zor görünmektedir." dedi.
"Online oyunlar sosyal medyadan daha tehlikeli olabilir"
Düzenlemelerin yalnızca sosyal medya ile sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Özer, "Aynı zamanda bu tür düzenlemelerin online oyunlar için de geçerli olması gerektiği kanaatindeyim. Özellikle Minecraft gibi online oyunlar, bu yaş grubuna sosyal medyadan çok daha fazla zarar verebilmektedir. Bu oyunlarda çocuklar birbirleriyle etkileşime girmekte, mahrem konular konuşulabilmekte ve yaşı büyük kişilerin suistimaline açık hale gelebilmektedir. Bu durumlar oldukça ciddi problemlere yol açmaktadır. Bu nedenle konuya ilişkin ciddi bir düzenleme şarttır. Aksi halde çocuklarımızın pedofili eğilimli kişilerin eline düşmesine, suistimal edilmesine engel olunamaz. Aynı zamanda çocukların karakterlerini sağlıklı bir şekilde yetiştirmek de mümkün olmaz. Sonuç olarak toplumdan ve gerçeklikten uzak, yalnızca sosyal medya tarafından yönlendirilen ‘zombi’ bir nesil ortaya çıkar ve hem günümüz hem de geleceğimiz zarar görür." ifadelerini kullandı.
"En büyük sorumluluk ebeveynlere düşüyor"
Alınması gereken tedbirler konusunda ailelere önemli görevler düştüğünü belirten Özer, "Peki, tedbirler nasıl alınmalıdır? Bu noktada birinci sorumluluk ebeveynlere düşmektedir. Anne ve babalar, çocuklarının telefonlarda, sosyal medyada, tabletlerde ve bilgisayarlarda ne yaptıklarını ciddi bir şekilde takip etmelidir. Çocuklar iyi bir şekilde yetiştirilmeli ve teknolojinin artık hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Teknoloji eğitimi de bu sürecin önemli bir parçasıdır." vurgusunda bulundu.
"Belirli bir yaşa kadar akıllı telefon verilmemeli"
Özer, çocukların teknolojiyle kontrollü bir şekilde tanıştırılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Telefonun nasıl kullanılması gerektiği, online ortamlarda insanlarla nasıl iletişim kurulacağı çocuklara öğretilmeli ve bu süreç mutlaka bir denetim mekanizması altında yürütülmelidir. Örneğin, çocuğa günde bir ya da iki saat telefon veriliyorsa, ne yaptığının sürekli kontrol edilmesi gerekir. Oyun oynarken ebeveynlerin yanında oynaması, sosyal medya hesabı varsa yine ebeveyn gözetiminde kullanması önemlidir. Aksi halde, şahsi kanaatim olarak, belirli bir yaşa kadar çocuklara akıllı telefon verilmemesi daha doğru olacaktır. Çocuğun karakteri ve bilinci zamanla oturmaya başladığında, bazı şeylerin farkına varabileceği hissedildiğinde bu tür teknolojik imkânlar daha kontrollü bir şekilde sunulmalıdır. Bu işin ana sorumluları ailelerdir; yani anne ve babalardır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına karşı daha dikkatli olmaları büyük önem taşımaktadır."
"Yetkililere çağrı: Denetim ve yaptırım artırılmalı"
Son olarak yetkililere de çağrıda bulunan Özer, "Yetkililere de önemli görevler düşmektedir. Özellikle sosyal medya platformlarının Türkiye’de temsilcilik açma zorunluluğu konusunda baskının sürdürülmesi gerekmektedir. Hâlâ temsilcilik açmayan firmalar bulunmaktadır ve bu firmalar üzerinde daha fazla yaptırım uygulanmalıdır. Bununla birlikte, ebeveyn kontrolü uygulamalarının geliştirilerek platformlara entegre edilmesi sağlanmalıdır. Yasal kimlik doğrulama yöntemleri, parmak izi gibi teknolojiler ve ebeveyn onay sistemleri bu süreçte aktif hale getirilmelidir. Aksi halde, '18 yaşından küçükler Instagram'a giremez' şeklinde bir yasa getirilse bile bunun pratikte bir karşılığı olmayacaktır. Zaten Instagram’ın böyle bir kuralı vardır; ancak maalesef bu kurala yeterince uyulmamaktadır." şeklinde konuştu. (İLKHA)